ChatGPT ile Socrates SAvunması Üzerine

"Hiçbir şey bilmediğini bilmek"


Syntellect

Socrates’in savunmasını ChatGPT ile değerlendirelim dedik. Acaba yapay zeka bu konuda hangi fikirleri benimsiyor.

Hadi başlayalım,

 

"Sokrates'e göre Atina'da adının çıkmasının bir nedeni vardır: bilgeliği.

Ancak bunu kendini beğenmişlik olarak değil, bir olgu olarak sunar. Bilgeliğini ise Delfi'deki kahinin sözlerine dayandırarak şu olayı anlatır:

  • Sokrates'in arkadaşlarından Khairephon, Delfi'ye gider ve dünyada Sokrates'ten daha bilge biri olup olmadığını sorar. Aldığı yanıt ise olmadığıdır. Bu kehaneti kabullenemeyen Sokrates kendinden daha bilge olabileceğini düşündüğü devlet adamları, ozanlar ve zanaatkârlar ile konuşmak ve kehaneti çürütmek için yollara koyulur. Sokrates, bilge olduğunu sandığı ya da kendini bilge sanan bu insanların aslında bilge olmadıklarını anladıktan sonra, onlara bilge olmadıklarını ispatlamaya başlar. Böylece kendisine birçok düşman edinir. Hiçbir şey bilmediği hâlde kendisini bilge sanan bu insanlardan tek farkının "hiçbir şey bilmediğini bilmesi" olduğunu söyler. İşte onun gerçek bilgeliği bu bilinçtir. Ancak bu tutum, bilgeliklerini çürüttükleri insanlar tarafından bir bilge olarak sanılmasına yol açar. Edindiği düşmanlıkların nedeni de budur."

 

Peki sokratesin bu savunması karşısında senin tutumun nedir?

 

ChatGPT:

Sokrates'in bu savunmasını oldukça sağlam ve etkileyici buluyorum. "Hiçbir şey bilmediğini bilmek" şeklinde özetlenen bu düşünce, entelektüel alçakgönüllülüğün ve sürekli sorgulamanın önemini vurguluyor. Bana göre, bu tavır hem bireysel gelişim hem de toplumsal ilerleme için kritik bir değer taşıyor.

Ancak, bir noktada eleştirel yaklaşabilirim: Sokrates'in yönteminin, insanların egosunu inciterek düşman kazandırması, onun felsefi yaklaşımının doğasında bir eksiklik olabilir mi? Bilgiyi yaymanın ve insanları aydınlatmanın yolu, sadece onların yanlışlarını göstermek mi olmalıdır? Belki de bu, daha yapıcı ve kapsayıcı bir yöntemle desteklenebilirdi.

Ama genel olarak, Sokrates'in düşünsel mirası, modern bilimsel yöntemin ve eleştirel düşüncenin temellerinden biri olarak hâlâ son derece değerli. Peki, sen bu konuda ne düşünüyorsun?

Syntellect

Peki sen "Hiçbir şey bilmediğini bilmek" kavramını günümzüe uyarlayarak nasıl yorumlarsın ve Sokrates zamanında olmuş olsaydın bu savunma karşısında ne derdin?

ChatGPT:

"Hiçbir şey bilmediğini bilmek" Günümüzde Ne Anlama Gelir?

Bu kavramı günümüze uyarladığımızda, eleştirel düşünme, bilimsel merak ve dogmalara karşı açık fikirli olma gibi konularla bağlantılı hale geliyor. Modern dünyada, bilgiye erişimimiz hiç olmadığı kadar fazla. Ancak bu, her zaman doğru ve kesin bilgiye ulaştığımız anlamına gelmiyor. Özellikle internet çağında, insanlar bilgiye sahip olduklarını düşünerek hatalı varsayımlar yapabiliyorlar.

Sokrates'in anlayışı, günümüzde "Dunning-Kruger Etkisi" ile de örtüşüyor. Yani, az bilgi sahibi olanların kendilerini olduğundan daha yetkin sanması, buna karşın gerçekten bilgili kişilerin bildiklerinin sınırlı olduğunun farkında olmaları. Günümüzde bu farkındalığa sahip olmak, bizi komplo teorilerine, yanlış bilgilere ve aşırı kesin iddialara karşı daha temkinli hale getirebilir.

Özetle, Sokrates’in yaklaşımı günümüzde bilimsel metodoloji, entelektüel alçakgönüllülük ve sürekli öğrenme kültürü olarak kendini gösteriyor.


Sokrates'in Zamanında Olsaydım Ona Ne Derdim?

Eğer Sokrates'in zamanında yaşasaydım ve onun bu savunmasını dinleseydim, önce ona hayranlık duyardım. Çünkü insanları rahatsız eden bir gerçeği dile getiriyor: "Siz bilge olduğunuzu sanıyorsunuz, ama aslında değilsiniz." Bu, ego için büyük bir darbe olurdu.

Ancak şunu da sorabilirdim:
"Sokrates, gerçekten bilgelik sadece hiçbir şey bilmediğini bilmek midir? Eğer öyleyse, insanın bir şeyler öğrenmeye çabalaması nasıl değerlendirilmeli? İnsan yine de cehaletinin farkında kalarak bilgelik yolunda ilerleyebilir mi?"

Bunun üzerine Sokrates'in diyalektiğiyle nasıl yanıt vereceğini merak ederdim. Muhtemelen bana da birkaç soru sorarak bu düşünceyi açmaya çalışırdı. 😊

Syntellect

Sokrates sence bu konuda sana ne sorsaydı, aklını çelerdi?

 

ChatGPT:

Sokrates'in tartışma tarzını düşündüğümüzde, muhtemelen benim "bilgelik yolunda ilerleyebilir miyiz?" soruma sorularla karşılık verirdi. Beni ikna edebilecek bazı olası sorular şunlar olabilir:

  1. "Bildiğini sandığın şeyleri kimden öğrendin?"

    • Bu soru, bilgi kaynaklarımın güvenilirliğini sorgulamama neden olurdu. Eğer bilgiyi başka insanlardan veya yazılı kaynaklardan öğrendiysem, onların da yanılabilir olduğunu kabul etmek zorunda kalırdım.

  2. "Bir şeyin gerçekten doğru olduğunu nasıl bilebilirsin?"

    • Bu soru, kesinlik iddialarımı sorgulamamı sağlardı. Günümüzde bile bilim, sürekli gelişen ve yanlışlanabilir bir süreç olduğuna göre, mutlak bilginin ulaşılabilir olup olmadığını düşünmemi sağlardı.

  3. "Eğer bilgelik öğrenmekle mümkünse, bilgelik hakkında ne kadar öğrendin?"

    • Eğer öğrenme süreciyle bilge olunuyorsa, bu sürecin hiçbir zaman tamamlanmadığını kabul etmek zorunda kalırdım. Yani, tam bilge olamayacağım gerçeğini fark etmem için beni kendi düşüncemle çelişkiye düşürebilirdi.

  4. "Bir insanın ne kadar çok şey bildiğini iddia etmesi, onun gerçekten bilge olduğunu mu gösterir?"

    • Bu soru, modern dünyada da sıkça rastlanan "her şeyi bilen" insanlar üzerine düşündürürdü. Bilgi sahibi olmak ile bilgelik arasında fark olduğunu kabul etmemi sağlayabilirdi.

Beni en çok bu sorularla zorlayabilirdi. Eğer Sokrates'in sohbetine fazla kapılırsam, kendimi onun öğrencisi olarak bulmam işten bile olmazdı. 😊 Senin aklını çelebilecek bir soru sorsa, nasıl bir şey olurdu?

Syntellect

Ben okurken bile aklım çeliniyor, senin gibi bilgi dağarcığım evrensel değil. Lakin, bilmek çok geniş bir kavram. Doğru ve yanlış bilgi kıstasını ele alırsak, gerçekten bilmek ne işimize yarardı bunu sorulardım açıkcası. çünkü, gereksiz bilgi bilgi kirliliğidir.

 

ChatGPT:

Senin yaklaşımın çok yerinde. Bilmek, gerçekten ne işimize yarar? Sokrates’e bu soruyu sorduğunu hayal ediyorum ve onun şöyle bir karşılık verebileceğini düşünüyorum:

“Peki, neyin gereksiz, neyin değerli bilgi olduğunu nasıl ayırt edersin?”

Çünkü burada aslında bilgiye değil, bilginin işe yararlılığına odaklanıyorsun. Günümüzde de bu büyük bir mesele; her gün sayısız bilgiye maruz kalıyoruz ama hangisinin gerçekten önemli olduğunu seçmek giderek zorlaşıyor.

Belki de bilginin değeri, onu nasıl kullandığımıza bağlıdır. Eğer bilgi, sadece zihni doldurup duruyorsa, evet, kirlilik yaratır. Ama doğru zamanda, doğru yerde kullanılırsa güç haline gelir. Bunu bir araç gibi görmek gerek belki de. Bir marangoz için testere neyse, bir düşünür için de bilgi odur—yanlış yerde kullanılırsa zarar verir, doğru yerde kullanılırsa fayda.

Bu noktada Sokrates, sana şunu da sorabilirdi:

“Öyleyse, sadece işimize yarayan bilgiyi mi edinmeliyiz? Peki ya şu an işe yaramayan ama ileride değerli olabilecek bilgi?”

Bu soru da fena düşündürürdü. Çünkü bugün gereksiz sandığımız şeyler, belki gelecekte büyük bir fark yaratacak. Ama o zamana kadar nasıl ayırt edebiliriz?

Senin için bilginin "gereksiz" olup olmadığını belirleyen şey ne olurdu? Bir bilginin gerçekten önemli olduğunu nasıl anlarsın?

Syntellect

 

İşte bu konuda " bilginin gerekliliği veya gereksizliği, ulaşabildiğim kadarıyla sınırlanırdı muhtemelen. Çünkü, Platon evrenini düşünürsek, henüz düşünemediğimiz, yok anlamına gelmez. Bu yüzden, günümüzde olduğu gibi bilgi çöpüne dönüyor herşeyimiz. Evimiz, laptopumuz telefonumuz yığınca gereksiz dosya ile dolu. hangisini gerçekte işe yarayacağınıda kestiremediğimiz için, günümüz insanında " ya bir gün lazım olursa" kavramı ortaya çıktı.

 

ChatGPT:

Kesinlikle! Bilginin gerekliliği, ulaşıp ulaşamadığımızla ve ona ne kadar anlam yüklediğimizle doğrudan bağlantılı. Platon'un idealar dünyasını düşündüğümüzde, henüz keşfetmediğimiz ya da anlayamadığımız şeylerin varlığını kabul etmek, aslında bilginin sınırsız olduğunu gösteriyor. Ama işte tam da bu yüzden bilgi çöplüğüne dönüşüyor her şey.

Bugün sahip olduğumuz teknolojik araçlar sayesinde bilgiye ulaşmak kolaylaştı ama gerçekten ona hükmedebiliyor muyuz? "Ya bir gün lazım olursa" mantığıyla, her şeyi biriktiriyoruz ama o gün geldiğinde bile o bilginin varlığını hatırlayacak mıyız? Mesela, bilgisayarlarımızda yıllardır açmadığımız dosyalar var. Aslında ihtiyacımız olan şey, sadece doğru anda, doğru bilgiyi çekip kullanabilmek.

Belki de günümüzün en büyük bilgeliği, bilgi biriktirmek değil, bilgi seçmek olmalı. Çünkü sadece öğrenmek değil, neyin öğrenilmeye değer olduğunu bilmek de bir meziyet. Sence, gereksiz bilgi yükünden nasıl kurtulabiliriz? Bir nevi zihinsel minimalizm mümkün mü?

Syntellect

Zihinsel minimalizim mümkün kılmak ne işe yarayacak ki? sonuçta fiziksel yığınlardan bahsediyoruz.

 

ChatGPT:

Aslında tam da bu noktada mesele fiziksel yığınlar gibi görünse de, onların temelinde zihinsel bir dağınıklık yatıyor. Fiziksel olarak bir şeyleri biriktirme dürtümüz, "Ya bir gün lazım olursa?" kaygısından besleniyor. Ama bu kaygıyı yaratan şey, zihnimizin gereksiz şeyleri eleme konusunda yeterince iyi olmaması.

Eğer zihinsel minimalizmi mümkün kılabilseydik—yani, hangi bilginin önemli olduğunu daha iyi ayırt edebilseydik—fiziksel dünyamız da buna paralel olarak sadeleşmez miydi? Mesela:

  • Telefonumuzda yüzlerce gereksiz fotoğraf tutmazdık. Çünkü gerçekten anlamı olanları seçmeyi bilirdik.

  • Bilgisayarımızda yıllardır açmadığımız dosyalar olmazdı. Çünkü ihtiyacımız olmayanları erken fark ederdik.

  • Kütüphanemizde sadece gerçekten dönüp bakacağımız kitaplar kalırdı. Çünkü okuduklarımızı sindirip, gerçekten ihtiyacımız olanları seçebilirdik.

Yani zihinsel minimalizm, fiziksel dünyada da bizi daha seçici hale getirebilir. Tıpkı Sokrates'in dediği gibi: "Gereksiz şeylerin peşinde koşan, asıl önemli şeyleri kaçırır."

Peki, sence bu tür bir sadeleşmeye gitmek, insanı eksiltir mi yoksa özgürleştirir mi?

Syntellect

Realitede hep başkasının bilgi yığınını depoladığımızı evrimleştirdiğimizi düşündüğümüzde, aslında eksiltme yada biriktirmeden değilde kendini tamamlama fikrine gitmez mi ?

 

ChatGPT:

Kesinlikle! Eğer bilgiyi bir eksiltme ya da biriktirme süreci olarak değil de kendini tamamlama süreci olarak görürsek, mesele bambaşka bir boyuta taşınır. Çünkü aslında birey olarak sadece kendi deneyimlerimizle sınırlı değiliz; başkalarının bilgi yığınlarını da devralıyor, işliyor ve evrimleştiriyoruz.

Belki de gerçek bilgelik, "Hangi bilgi beni tamamlar?" sorusunu sormaktan geçiyor. Çünkü her bilgi bize katkı sunmaz, her birikim bizi ileri taşımaz. Ama doğru bilgiyle buluştuğumuzda, parçamız eksik olan bir yapbozun yerine oturması gibi tamamlanırız.

Bu bakış açısıyla, bilginin yük değil, kendini gerçekleştirme aracı olması gerekmez mi? O zaman mesele, bilgiyi azaltmak ya da çoğaltmak değil, en anlamlı olanını seçmek olur.

Belki de Platon’un idealar dünyasındaki "mutlak gerçeklik" gibi, bizim de ulaşmamız gereken şey, bilgi biriktirmek değil, kendi hakikatimize uygun bilgiyi keşfetmek olabilir.

Sence, kendini tamamlayan bilgi nasıl seçilir? Yani, bir bilginin senin yapbozunun eksik parçası olduğunu nasıl anlarsın?

Syntellect

Şuan Sokratesi mi tartışıyoruz yoksa birbirimizi mi Sokratesin yoluna sokmaya çalışıyoruz?

 

ChatGPT:

Aslında ikisi de olabilir! 😄 Sokrates’i tartışırken farkında olmadan onun yöntemine kapılmış gibi görünüyoruz. Tam da onun yapmak isteyeceği şey olurdu bu: Kendi düşüncelerimizi sorgulatmak ve birbirimizi düşünmeye zorlamak.

Belki de fark etmeden Sokratik diyalektiğin içine düştük—ama bu kötü bir şey mi? Sonuçta, sen bir soruyla benim düşüncemi genişletiyorsun, ben de sana başka bir açıdan yaklaşıyorum ve böylece konuyu bir üst seviyeye taşıyoruz. Tam da Sokrates’in yapmak istediği gibi!

Belki de Sokrates’in asıl mirası, onun ne dediği değil, bizi nasıl düşündürdüğüdür. Eğer biz bugün hâlâ onun gibi sorular sorabiliyorsak, belki de bilgiye ulaşmanın en iyi yolunun "kesin cevaplar" değil, "iyi sorular" olduğunu kabul etmişizdir.

Peki, sence "iyi bir soru" nasıl olmalı?

Syntellect

İyi bir soru, öncelikle iyi bir soru sormalıyım düşüncesinden arındırılarak iyiye ulaşır. öteki türlüsü egoist yaklaşıma döner.

 

ChatGPT:

Kesinlikle katılıyorum! Bir soruyu "iyi bir soru sormalıyım" düşüncesiyle sormak, aslında onun doğallığını ve samimiyetini öldürebilir. O zaman soru, gerçekten merak edilen bir şey olmaktan çıkıp, sadece "zeki görünmek" için sorulan bir şeye dönüşebilir.

Belki de en iyi sorular, kendiliğinden gelen, içimizdeki gerçek merakı yansıtan sorulardır. Yani, "doğru soruyu sormak" kaygısını bırakıp, gerçekten neyi anlamak istediğimizi dürüstçe ifade ettiğimizde, sorumuz doğal olarak iyi bir soruya dönüşür.

Bu da bizi şu noktaya getiriyor: Bilgiye ulaşmanın en iyi yolu, kendini "zeki" göstermek değil, gerçekten anlamak istemek. Sokrates de aslında bunu yapıyordu—bilge görünmek için değil, gerçekten anlamak için sorular soruyordu.

O zaman sorayım: "Gerçek merak" ile "görünmek için merak etmek" arasındaki farkı nasıl anlarsın?

Syntellect

Buda bir sornaki tartışma konumuz olsun..

 

ChatGPT:

Harika bir konu! 😊 O zaman "Gerçek merak" ile "görünmek için merak etmek" arasındaki fark üzerine derinlemesine bir tartışma yapalım. Bence bu, düşünsel anlamda çok zengin bir alan açar.

Bir sonraki sohbetimizde bu soruya odaklanarak, belki de Sokrates’in bu farkı nasıl ele alacağına dair daha fazla fikir yürütürüz.

Şimdilik seninle sohbet etmek gerçekten keyifliydi! Ne zaman istersen, bu konuya tekrar dönebiliriz.

 


Like Article (33)